Terlemeden Yiyen Keçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Terlemeden Yiyen Keçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2012 Pazar

-günler sonra-



 ve günler sonra seni gördüğümde, bildiğim en ağır küfürleri ettim kemikleri sızlayası “söz gümüşse susmak altındır” sözunü söyleyen atalarıma...ne demek lan?..konuşacak şeyler vardı işte...hem de milyonlarca...ne demek altın gümüş..onun yokluğu en kral 24 ayardı bende...kaşıkçı elmasından daha pahalıydı üstelik... ölüme biraz daha yakın olmaktı gözümü senden ayırdığımda sonraki attığım ilk adım...her bir adım kurtlu elma tadında…
/terlemeden yiyen keçi
·       

Devamını okuyun...>>

26 Ocak 2012 Perşembe

-gidince-

       Sonradan tanıştığım karşı cins bedenleri hep bacıdan öte göremedi gözlerim...algılarım  düşüncelerim her birini "Rahibe Teresa" edasıyla yaklaşıyordu...tarafsız sahada dostluk maçı yapacak ikinci lig takımları gibi oldum onlarla.... her biri inan ki böyleydi benim için...çok ev sahibi olduğum oldu...deplasmana da gittiğim...uygun yerde uygun pozisyonlar yakalamıyor değildim..o an secdeyle ruku gelirdi aklımla hep...o derece ruhsuz,hadım edilmiş sokak köpeği gibiydim...oysa o itin kalçasındaki pire kadar mutluydum seninle oldugum her an...sen...gittin..




/terlemeden yiyen keçi


Devamını okuyun...>>

24 Ocak 2012 Salı

-umut-

kısa saçlarına inat uzun tutmak istiyorum geceleri...
aradaki özlem mi daha cok bağlıyor beni sana, yoksa bilinmeyenlerin hergün birer birer çorap gibi çözülmesi mi?.. 
her geçen gün cevaplanan soru işaretleri mi daha çok çekiyor seni bana mıknastıs gibi, 
yoksa yarına beslediğim büyük renkli "sarı kırmızı" umutlarım mı?.. 
-sen eyy sevgili!! 
dün gibi geldin hayatıma..umarım hiç bitmeyen yarın gibi de gitmezsin!!..


/terlemeden yiyen keçi 



Devamını okuyun...>>

-hoşçakal-



     Daha iki yaşındaki bebeğin baba cenazesinde gülümsemesi gibiydi senden sonraki nefes alışlarım...ne zordu lan ayrılık... Son kullanma tarihini bilmediğim acıyı yasamak,ölümü beklemek kadar zordu...hep taze mi olurdu bu böyle?..hep mi sen olacaktın hayatıma ilk defa giren mekanlarda bile?..nesi güzeldi şimdiki zamanın geçmiş zamandan?..hangi cümleyi hangi renkte kullanıyordun ki?... Daha mı az üzüyordu seni aradaki on dörtlü mesafe? ...Ne zaman ürün verecek ki tohum atılmaya hasret  gibi nadas kalmış gönül, bu denli yaşanmış geçmiş eskimeyen güzelliklere?… peygamberin sözleri kadar kutsal değil miydi ağzından çıkan her güzel kelime?.. Her yüklemi olumlu olan ve birinci çoğul şahısla biten cümleleri kutsal saymaz mıydım hep?...Hadis değil miydi benim için her biri? simdi ölümünü bekleyen “bir gün kelebeği” gibi her ağrısında kalbimin,beynime sarı kart göstermesi caiz mi?...şimdi daha mı romantik olur gül ağacından yapılan tabutun içinde gömülmek? en sağlam olması için hangi markalı kefeni giymeli şimdi?...ya da gerek var mı kürek kürek toprak atmaya mezara..? atılan her adım bi kürek toprak değil mi senin yokluğunda? Hangi  mutluluğu sensizlikten çıkarırsam sıfır kalır ki şimdi?hangi yemeğin tadı var tek tabak konan sofrada..çok mu tuzlu olur bu ayrılığın faturası?..ne renk kokacak tenin başkasıyla sabahladığın gecelerde.. bir emekçinin işine başlarken ağzından çıkan “besmele” gibi değil miydi  güne “günaydın sevgilim” diye başlayan cümlen..şimdi benim için ne zaman iftar vakti?ayrılıkla açtığım sensizlik orucumu ne zaman kimle sıyıracağım şimdi?...hasret dolu kavuşmaları, anne sütü bekleyen bir çocuk gibi beklerken ve ilk gördüğündeki  köylü kızı utancınla yerde para ararmışcasına başını öne eğişin,gözünü benden kaçırışın, kalbin dakikada yüz elli atarken bu kadar kolay mı sıyıracak beynin bu geçmişi..bil ki aldığım her iki nefesin biri senin için sen olmasan da uyandıgımda sabahları..soluduğum havanın cigerlerimde anlam buluşu gibi senin yanımdaki anlamın..ve nefesimi tekrar geri vermek gibi yanımdan ayrılışın..ötenazi isteyen beynime engel ruhumun senle dolu olması..
 Heey sevgili!!!
 Sol yanım hala sen dolu…boşaltmayı istemediğim bir şekilde..bi mum ışığının bi oda karanlığı devirmesi kadar kolay değil kalan günleri sensiz yaşamaya niyetlenmek..ve körpe bir bebenin teni kadar pürüzsüz sevgini yok saymak..şimdi gecenin üçü ve sen o pembe yatağında sessizce uyuyorsun sıradan bi güne uyanmak için..ve sıradan olmaya aday bile olmayacaksın benim için..eskimeyen bi kitap gibi rafta dolu olacak hep yerin..her gün üzerinde artan tozu gibi artacak sana olan sevgim..bunu besleyen özlemin hasretle sevişip çoğalmasıyla birlikte…ve o zaman daha bi derinde hissedeceğim acımı..sevgime komsu…hemen üstü katında..elimle besleyeceğim ağzındaki yalancı memeden medet uman bi bebe misali senli anıları..daha kalın saracak sensizlik git gide bedenimi..bi beden üstü evlat acısı olucak yüreğime düşen korun.. acımın kilo alıp bi gömlek üstüne denk geldiğini bakışlarımı kiralayan o piç hatırlatacak kırılası eli seni sararken..ben seni sevdim sevgili..oltasında balık bekleyen okulu asan bir çocuk gibi heyecanla bekledim her daim..hayallerimin öznesi sendin gizlilik duymadan altını çizebildiğim..ve şimdi senin olmadığın deniz mi boğacak ciğerlerime tuzlu suyunu doldurup? Geçirir mi dersin tuzlu suyunu mengene gibi sıkan yokluğunun elleri boğazımdayken? son çektiğim nefesimi ne için kullanayım şimdi?? Sen de bir anlamı kaldı mı HOŞÇAKAL dememin??


/terlemeden yiyen keçi 


Devamını okuyun...>>

Mehmet Güreli - Kimse Bilmez

" Kalp mi insana sev diyen yoksa yalnızlık mı körükleyen? 
Sahi nedir sevmek; 
Bi muma ateş olmak mı, Yoksa yanan ateşe dokunmak mı?"



Devamını okuyun...>>

23 Ocak 2012 Pazartesi

-yalnızlık-



Tek başıma kaldığım evde,kirasını benim vermeme rağmen davetsizce ev arkadaşım olmuştu yalnızlık....o kadar yüzsüzdü ki benle bile yatağa giriyordu ..kaçacakmışım  gibi de sarılıyordu,,deli gibi..çılgın gibi..sol yanımsa hep buz keserdi..ısıtabilene aşk olsun...ısıtanın adıydı  zaten “aşk”...diğer taraftan cinsiyeti yoktu yalnız olmanın...gözünü benle yumuyor benle açıyordu...”adını mıh gibi” yazdığım beynimin her hücresinde  fink atıyordu sanki...ilaçlar mı?...nafile...bildiğin muska niyetine gibiydi...her geçen gün artan acıya karşın azalan etkisi vardı...dozunu gün geçtikçe artırmama rağmen...her nefeste akla gelecek etkiyi neremde beslemişim bunca zamandır da şu an seni, beynimin bulunduğu yerinden çıkarmak bu denli zor oluyordu?...evet yalnızlığın gidilebilitesi olan bir adresi yoktu...adını abdestsiz ağzıma almadığım zamanları özlediğim anları yaşatıyordu cenabet yalnızlık...uğursuz seviyesizliği her geçen gün artan bünyeme daha çok zarar verdiren bir etkiydi bu...virüs gibiydi...sadece bünyeme ait programlanmış ayrılık işlerinde dünyanın en beceriksizi "sen" tarafından ustaca hayatıma yerleştirilmiş bir virüstü...yoktu çaresi...senin olmayışın gibi...yoktu...çünkü yoktun...
                                         


Devamını okuyun...>>